14 Şubat 2013

İnsanların Eylemsizliği



Bu aralar acaip bir şekilde Sherlock Holmes'a takmış durumdayım. Zaten küçüklükten beri çok severim kendisini gerek tarzı, gerek herşeye obvious (çok bariz?) diyerek açıklaması vs fln hastasıyım kendisinin. Şimdilerde de önce filmleri, sonra BBC'deki Sherlock dizisi, şimdi de Hollywood uyarlaması Elementary'ye acaip coşuyorum. Hatta belki 8 sezon sonunda diziye yakışmayan bir finalle biten House da sayılabilir. Ben şimdi bunları karşılaştırmayacağım, onu zamanında yazıhane'de yapmışlar, bi bakın ona da isterseniz.

Geçenlerde nasıl Sherlock yeteneklerine sahip olursunuz diye bi yazı okurken farkettim ki, ben de aslında farklı bir şekilde observe and deduce yapıyorum - yok canım kendimi Sherlock'la fln karşılaştırmıyorum, o kadar da haddimi aşmıyorum :) - benimki daha çok insanların eylemsizliği üzerine. Newton usta der ki, "bir cisim üzerine etkiyen dış kuvvetlerin bileşkesi (net kuvvet) sıfır olduğu zaman cisim hareket durumunu değiştirmez", Moris usta der ki "insanlar çevreleri çok büyük değişiklik göstermediği sürece kendi durumlarını değiştirmez". Aslında bunun başka bir adı da tutarlılık, insanlar tutarlı olmaya meyilli varlıklardır da diyebiliriz aslında.

Mesela en çarpıcı örnek bence birisinin spora gitmeye/rejim yapmaya başlaması için ya sevgilisinden ayrılacak, ya da çevresinden birisi spora başlaması gerektiğini ima edecek bi şekilde - dolaptan aldığı pantalona sığamamak da büyük etken. Tabi aslında insanlar da bunun farkında olduğu için kendilerine bu değişimi tetikleyecek mihenk taşları belirlemeye çalışıyorlar; yılbaşı olsun, doğumgünleri olsun, bu zamanlarda resolution belirleyip hayatlarındaki eylemsizliği değiştirecek büyüklükte bir şey olmasını diliyorlar. Fakat ne yazık ki hepimiz farkındayız ki yeni yıl isteklerinin %90'ına uyulmuyor ve hiç bir zaman ülke/iş/hayatındaki insan değişikliği kadar büyük bir tetikleyici olamıyor. Tabi bunlar benim hemen ilk aklıma gelenler, başka da çok tetikleyici vardır.

Bu arada bana kalırsa tutarlı olmak en zor erdemlerden biri olabilir, çünkü insanlar çoğunlukla yeni girdiği ortamlarda daha önce yaptıkları ama sevmedikleri (cool bulmadıkları/aptalca) huylarını hiç yapmıyorlarmış gibi hatta büyük ihtimalle tam tersi şekilde anlatabiliyorlar. En basitinden sabah kahvaltıda nasıl yumurta istediklerinden, işteki dosyaları düzenlemeye veya sevdikleri yemeklerden, sabah veya akşam insanı olmaya kadar değişebiliyor. Fakat bir süre sonra bu yeni edindikleri huylardan da sıkılıyor insanlar ve eskiye dönmek istiyorlar ama çoğunlukla sadece tutarlı olmak adına sevmedikleri huylarına devam ediyorlar, ta ki hayatlarında eylemsizliklerini tetikleyecek yeni bir şey olana kadar. Aslında bana kalırsa bazı insanların sürekli olarak hayatlarına yeni tetikleyiciler sokuyor olması da, kendi içlerindeki tutarsızlıklarla yaşayamamalarıdır. Ve bu kalibrasyonu da biraz aslında Dumped Sine Function'a benzetebiliriz, sonsuza giderken kesinlikle doğru yolu bulup tutarlı olacaklar insanlar ama temennimiz sonsuza varmadan insanların tutarlı olmak isteyecekleri huylara tutunuyor olmaları - bi de kuzucuklarım desem tam olacakmış :))


Damped Sine Function

Neyse son olarak benim observe & deduce yöntemimi anlatayım bi de, ben de çevremdeki insanların hayatlarına baktığımda eğer birşeyler değiştiyse acaip kıllanıyorum ve nedenini arıyorum, mantıklı bir neden bulana kadar pek rahatlayamıyorum da. Biraz zeka sorusu çözmeye benziyor; pattern bul, farklı olanı bul, sonra tetikleyecek nedenleri bul, hangisinin en olası olduğunu bul, test et o doğru neden mi diye, bulana kadar devam :)))

11 Şubat 2013

Moris'in Blogu


Bundan yaklaşık 7 yıl önce bu blogu zamanında MSP (Microsoft Student Partner) programındayım diye yalandan 2-3 şey yazarak açmıştım. Hatta ilk başta ingilizce yazmıştım sonra o da çok zor geldi 4-5 ayda bir yazdığım (biraz daha uzun süreli aralıklar olmuş olabilir tabi :) bir yer haline dönüştü.

Genel olarak blogun değişimi şöyleydi; ilk başta eyyam, kurumsal kelimeler fln bol bol, sonrasında biraz daha katkım olması lazım okuyanlara diyerek öyle ders verir şekilde yazmaya çalışmışım - hatta 2 tane kitap okup twitter da girişimciyim ben diye geçinip tavsiye verenler gibi yazdığım bi yazı bile var. Neyse şimdilerde yani şu son 6 aydır fln cidden neler oluyor neler bitiyor çevremde onları yazıyorum.

Övünmek gibi olmasın - zaten kim niye övünsün böyle bişeyle - çevrede olan şeylere bi garip bakıyorum ben (böyle şaşı gibi fln ehehe) ve aslında elimden geldiği kadarıyla çevremde olan salak ama tam olarak dile dökmediğimiz şeyleri yazmaya çalışıyorum.

Ama şimdi de şöyle bi sıkıntı oldu, zamanında yaptığım door-to-door marketing sonuç verdi ve artık ayda 8 kişiden (6 sı bendim), ayda 200 kişiye fln çıktı blogun trafiği. Tabi bu başarı gibi gözükse de bu girenlerin çoğunun kim olduğunu bildiğim için, yazar burada şuna gönderme yapmıştır demelerini istemiyorum çoğunlukla. Ben aslında burada baya seni yazıyorum (büyük ihtimalle gereksiz salak bi hareketini) veya seninle onun hakkında konuştuğumuzu yazıyorum veya geçen beraber seyrettiğimiz şeyin benim aklıma getirdiğini yazıyorum. Böyle bir üstlenme, gereksiz pay çıkarma moduna girmeye gerek yok.

Neyse işte yazıyorum ben böyle kenara, sen arasından seç, beğendiğini oku, yorum yap, paylaş...  Takıl yani...

PS: yazının başlığının SEO ile uzaktan yakından alakası yoktur, kesinlikle amacım Google'da Moris'in Blogu yazınca en başta çıkmak değildir :)))